Bir Çocuğun Hayatına Dokunmak
Yeni eğitim öğretim yılı başladı.
Milyonlarca öğrenci bugün yeniden okul sıralarındaki yerini aldı.
Kimi ilk kez okulla tanıştı.
Kimi yeni bir sınıfa geçti.
Kimi ise yıllardır devam ettiği okuluna yeniden kavuştu.
Her çocuğun hikâyesi farklı.
Kimisi ailesinin büyük umutlarıyla okula geliyor.
Kimisi ekonomik sıkıntıların gölgesinde…
Kimisi büyük bir başarı hedefiyle…
Kimisi ise sadece kendisini anlayacak bir öğretmenin yolunu gözleyerek…
İşte tam da bu nedenle eğitimde insan faktörünü hiçbir zaman ikinci plana atamayız.
Bir öğretmenin sınıfta söylediği tek bir cümle, bir çocuğun bütün hayatını değiştirebilir.
“Sen yapabilirsin.”
Belki de bir çocuğun yıllardır duymayı beklediği cümle budur.
Bazen bir öğretmenin fark ettiği küçük bir yetenek, yıllar sonra büyük bir başarıya dönüşür.
Bazen de bir öğrencinin yaşadığı sıkıntıyı fark eden bir öğretmen, onun hayata yeniden tutunmasına vesile olur.
Bu nedenle öğretmenlik yalnızca bir meslek değildir.
Aynı zamanda büyük bir sorumluluktur.
Ama bu sorumluluk yalnızca öğretmenlerin omuzlarında da değildir.
Aile, okul ve toplum birlikte hareket etmek zorundadır.
Çocuklarımızın başarısını yalnızca sınav sonuçlarında ararsak onların gerçek dünyasını kaçırabiliriz.
Onları dinlemeliyiz.
Onlarla konuşmalıyız.
Korkularını, hayallerini, arkadaşlıklarını ve sorunlarını anlamaya çalışmalıyız.
Çünkü bazen bir çocuğun ihtiyacı yeni bir kitap değil, onu gerçekten dinleyen bir yetişkindir.
Bugün yeni eğitim yılının ilk günlerinde hepimiz kendimize şu soruyu soralım:
Çocuklarımızın hayatına nasıl bir iz bırakıyoruz?
Eğer bir çocuğun hayatında güzel bir iz bırakabiliyorsak, aslında geleceğe en büyük yatırımı yapıyoruz demektir.
Yeni eğitim öğretim yılı tüm öğrencilerimize başarı, öğretmenlerimize güç, ailelerimize sabır getirsin.
Ve her çocuğun hayatında, ona “Sen değerlisin” diyebilecek en az bir yetişkin mutlaka olsun.
Adnan FİŞENK
Araştırmacı Gazeteci- Yazar
Parlamento Muhabiri
