Derya Eda ERGİN
Derya Eda ERGİN
Ekonomist
Tüm Yazıları

Pazar Saat 17.00: Nedensiz Kasvetin Resmi Başlangıcı

17 Eyl 2026, 12:08 · 156 okunma

Henüz Pazartesi gelmedi. Dışarıda güneş belki hâlâ batmadı, çayınızdan bir

yudum daha alabilir ya da dizinizin yeni bölümünü açabilirsiniz. Teknik olarak

hâlâ tatildesiniz. Ama saat tam 17.00’yi vurduğunda, o görünmez el gelip

göğsünüzün ortasına hafifçe oturur. İşin garibi, ortada fol yok yumurta yokken

başlar bu sızı. Pazartesi sendromu dedikleri şey aslında Pazartesi’nin suçu

değildir; Pazar akşamının sinsice yaklaşan gölgesidir.

Masa başından bakınca insan anlamakta zorlanıyor: Neden henüz yaşanmamış bir

günün yorgunluğunu şimdiden çekiyoruz? Telefon ekranına düşen ertesi günün

takvim bildirimleri, kafada dönmeye başlayan "Yarın ne giyeceğim?", "O e-

postaya ne cevap vereceğim?" soruları... Derken Pazar akşamının o tatlı huzuru,

arka planda çalan sessiz bir gerilim müziğine dönüşür. Bir de bunun üstüne, tüm

hafta boyunca ertelediğimiz o küçük ev işleri, yıkanmayı bekleyen çamaşırlar ya

da tezgâhta duran son birkaç tabak gözümüze batmaya başlar. Pazar akşamı,

vicdan azabının mesaiye başladığı saattir.

İşin en acımasız kısmı da sosyal medyadaki o "Pazar neşesi" paylaşımlarıdır. Biri

doğa yürüyüşünden fotoğraf atar, diğeri haftalık yemek hazırlığını bitirdiğini ilan

eder. Siz ise koltukta doğrulamamış halde ekrana bakarken, "Herkes hayatını bir

şekilde yoluna koymuş da bir tek ben mi bu çarkın altında eziliyorum?"

hissiyatına kapılırsınız. Oysa bilmezsiniz ki o fotoğrafları paylaşanlar da tam o

sırada kendi iç sesleriyle Pazartesi pazarlığı yapmaktadır.

Hafta sonunu "doya doya yaşama" baskısı da cabası. İki güne bütün dinlenmeyi,

gezmeyi, sosyalleşmeyi ve zihni sıfırlamayı sığdırmaya çalışırken aslında daha

çok yoruluyoruz. Pazartesiye "yenilenmiş" bir insan olarak başlama mecburiyeti,

bizi dinlenmekten bile soğutuyor. Sonra da saatler gece yarısına yaklaşırken

yatakta dönüp durup "Tüm hafta sonu ne yaptım ki ben?" pişmanlığıyla baş başa

kalıyoruz. Hafta sonu bitmesin diye uyumayı reddedenlerimiz ise Pazartesi

sabahına sadece zihnen değil, bedenen de çökmüş olarak uyanıyor. Hatta alarm

çalmadan hemen önceki o 10 dakikalık uykuyu uzatmak için verilen mücadele,

olimpiyatlarda madalya alacak seviyeye ulaşıyor.

Belki de sorunun çözümü Pazartesi’den nefret etmekte değil, Pazar akşamına

yüklediğimiz o devasa anlamı azaltmaktadır. Hafta sonunu kusursuz bir kaçış

alanı değil, sadece haftanın sıradan bir molası olarak görmek zihni biraz olsun

rahatlatabilir. Pazar gününü bitirmemek için geceyi zorlamak yerine, ertesi günün

de en nihayetinde geçip gideceğini kabullenmek belki de en doğrusudur. Ya da en

azından, Pazar 17.00’de gelen o hissin sadece bize özel olmadığını, milyonlarca

insanın tam o anda aynı tavanı izleyip iç geçirdiğini bilmek...